Bir Yıl Sonra Amerika Başkanlık Seçimlerine Bakış

Amerika’da yapılan Kasım 2016 başkanlık seçimleri sırasında Türk Amerikalı  seçmenlerin pek çoğu ilk başlarda Hillary Clinton’ı desteklerken sonraki süreçte kime oy vereceklerine karar verirken büyük ikilem yaşadı. Trump’ı destekleseler, Müslümanlara karşı söylemleri ve kendileri gibi göçmenleri dışlayan politikalara ‘evet’ demek zorunda kalacaklardı. Clinton’a destek verseler, bu kez ‘Suriye’deki Kürtleri desteklemeye ve FETÖ davasında fazla yol kat edememeye’ razı olacaklardı. Çünkü Clinton’a senatörlüğü ve başkan adaylığı döneminde yapılan bağışlar nedeniyle FETÖ’cü olarak gösteriliyordu. 
 
Ben o dönemde Demokratik Parti’de aktif olarak görev alan ve Amerikan Başkanı’nı seçme imkanına kavuşmuş ilk Türk-Amerikan delege olarak Hillary Clinton’a destek verdim. Yerel bazda Cumhuriyetçi adaylara da bağışta bulundum. 
 
Bunu açıklarken de, ‘’Ben Amerika’da yaşıyorum, ekmeğimi burdan kazanıyorum. İki ülke ilişkilerinin 
 
Bir siyasi bizimle yüzde 100 aynı düşünmeyebilir ama ben Amerikalı da olsam doğduğum ülkenin sorunlarını politikacılara anlatma platformuna sahip olmanın önemli olduğuna inanıyorum,’’ dedim. Hem Cumhuriyetçilerle hem Demokratlar’la Amerika’nın kuruluş felsefesi doğrultusunda tüm insalık adına çalışabiliriz.  
 
Özellikle Türkiye’deki 15 Temmuz hain darbe girişiminin de etkisiyle, Hillary Clinton’a destek verenlere FETÖ’cü damgası vurma girişimleri oldu. Normalde hiç alakası olmamasına rağmen sosyal medyada ağır suçlamalara uğradılar. Demokrat Parti’yi destekleyenleri FETÖ’cülerin kucağına attılar ve ciddi bir hata yaptılar. Sindirilmeye çalışıldılar. Oysa Hillary Clinton’ın seçim kampanyası boyunca topladığı 1.4 milyar dolar içinde FETÖ’cülerin verdiği destek 2 milyon doları geçmedi. Hiçbir grup da bu kadar az bağışla bir adayı avuçları içine alamaz. Clinton ve Trump’un topladığı bağışların dağılımını bu link’ten görebilirsiniz (https://www.washingtonpost.com/graphics/politics/2016-election/campaign-finance/) 
 
Aradan geçen 1 yılda görüyorum ki, Trump’ın seçilmesi ne Suriye’deki Kürtlere Amerikan desteğinin önüne geçebildi, ne de FETÖ davasında istediğimiz yolu kat etmemize yardımcı oldu. Hatta da Türk-Amerikan ilişkileri tarihin en kötü seyrine girdi. Soğuk Savaş döneminde ABD’nin Rusya’ya bile uygulamadığı vize yaptırımları ile karşılaştık. 
 
Clinton seçilse Amerika’nın Türkiye politikaları günümüzdekinden daha mı farklı olurdu? Belki olmazdı. Ancak en azından Ortadoğu barışı açısından ulaşabildiğimiz, erişimimiz olan ve derdimizi anlatabileceğimiz bir kontağa sahip olurduk. 
 
Amerika’da ister Demokrat ister Cumhuriyetçi olsun üst düzey politikacılarla bir araya geldiğimde vurguladığım bir konu var. O da Amerika’yı kuran kurucuların izledikleri politika. Bir göçmen olarak paramızı kazandığımız, hayatımızı idame ettirdiğimiz bu toplumun sorunlarına da duyarlı olmamız gerekir. Doğduğumuz topraklardaki sorunlara da uzak kalamayız. 
 
Türkiye-ABD ilişkileri bölge barışı açısından çok önemli. Dolayısıyla her iki ülkenin ilişkilerini zedeleyen bir durum varsa, bu daha sıklıkla dile getirilmeli. FETÖ örgütünün elebaşı Fethullah Gülen’i Türkiye’ye iade etmemek ilişkileri zedeleyen bir durum. Bunu hem Cumhuriyetçilere hem Demokratlar’a ‘’Elebaşının iadesi sadece Türk halkı için değil, Amerika için de önemli’’ diye dile getirdiğimde karşımdakinin bakış açısının daha yumuşadığını fark edebiliyorum. Ya da Suriye’deki PKK’nın kardeş kuruluşu YPG’ye silah yardımı yapmanın sadece Türkiye halkının meselesi olmadığını, aynı zamanda teröre karşı Türkiye ile birlikte cephe almış ve PKK’yı yıllar önce terör listesine sokmuş ABD için de anlaşılır bir şey olmadığını vurguluyorum. Karşımdakinin sadece Türkiye için değil aynı zamanda Amerika için de bir şeylerin endişesini taşıdığımı görmesi önemli.  
 
Büyük devletler ilişkilerinin geleceğini bir ülkenin başındaki şahıslara bağlamazlar.
Stratejik ilişkiler oluştururlar, seslerini orada duyuracak diaspora destek olur. 
 
Köklü ve stratejik ilişkiler bir devleti büyük yapar. Hele bir de insan odaklı ve köklü politika dünya halklarını cezbederse.
 
Clinton’a verdikleri destek nedeniyle Demokratlar’la aynı gösterilen FETÖ, Trump’un başkan seçilmesinden sonra Demokratlar’a yaptıkları yardımların daha fazlasını Trump’a yakın kuruluşlara yaptı. FETÖ’cülerin Clinton’a destek vermesi Hillary Clinton’ı FETÖ’cü yapıyorsa, Trump şu an daha fazla FETÖ’cü. Çünkü FETÖ’cüler Trump’a yakın kurumlara daha fazla yardım etti. Böyle bir yanlış bakış tarzı, olsa olsa FETÖ’ye daha çok hizmet eder. 
 
Amerika’nın kurucularının evrensel insan haklarını gözetmişlerdir. Bu çerçevede 
ben de inandığım insanı problemler ve ülkemle ilgili haksızlıklarda parti ayırımı yapmadan görüşür, desteğimi veririm.
 
Amerika’daki sistemi anlamayan bazı aklı evveller durumu FETÖ’ye hizmet eder şekilde bakıyorlar.
 
2012 seçimlerinde Obama 1 milyar 50 milyon dolar, John McCain 960 milyon dolar bağış topladı. Eyalete göre değişse de ortalama bir kongre üyesinin seçilmek için kampanyasında kullanmak üzere 2-4 milyon dolara ihtiyacı var. Senatörün 20-30 milyon dolara, vali olmak için de 15-50 milyon dolara ihtiyac var. Kim bu bağış yaparsa o politikacıyı satın almıyor ama iyi ilişki kuruyor. İnsanlar bu paraları ya sonunda işlerini takip etmek ya da iş almak ya da bir yere gelmek adına ideolojik nedenlerle yapıyor. 
 
Amerika’da bağış sistemini anlamadan, ülkede politika ve ülke yönetimi üzerine görüş bildirmek doğru bir yaklaşım değil. Türkiye’deki tartışmaları Amerikan politik sistemi üzerinden birbirimize karşı kullanmamız da sadece Türkiye aleyhtarı politika yapmak isteyenlerin ekmeğine yağ sürer. FETÖ’cü oldukları için uzak durduğumuz Demokratlar, son ara seçimlerde yine kritik eyaletlerde seçim kazandılar. New Jersey ve Virginia valileri Demokratlara geçti. Türklerin en yoğun yaşadığı bu iki eyalette bundan sonra yapılması gereken Demokratlara sırtımızı dönüp bir dört yıl daha Cumhuriyetçilerin gelmesini mi beklemek olmalı? Karar sizin…